Hakkımızda

hikayemiz


hiç 


hiç, Anadolu kültürünün değerlerini yaşatmak amacıyla 7 sene önce Konya'da, Mevlana Celaleddin Rumi Türbesi'nin karşısında kuruldu. Zaman içerisinde hiç, bir han misali, dünyanın dört bir yanından hümanizm akımının meltemine kapılıp, kendi'ni Konya'da bulan yolcuların uğrak merkezi haline geldi. Her gelen, hiç'e dokundu, kendi'nden izler bıraktı. İnsanlar hiç'ten, hiç ise insanlardan beslendi,  Bu süreçte hiç değişen ve gelişen organik bir mekana dönüştü. Felsefik altyapısının temelini oluşturan Anadolu kültürünün humanist değerleri, yerini bir geniş çemberin değerlerine, evrensel insani değerlere bıraktı. hiç, bünyesinde gerçekleştirdiği her türlü etkinliğin özünde, insan'ı ve insan'ın kendi'ni bilme yolculuğunda O'na ilham olabilecek evrensel insani değerleri işlemeye başladı. hiç, artık birbirine oldukça uzak sosyo-kültürel kesimlerden gelen insanların biraraya gelip sohbet edebildikleri, müzik yapabildikleri, kendi gelişimleri için gerekli alanı bulabildikleri, eşsiz hayat tecrübelerini birbirleri ile paylaşabildikleri, 'insan olma'nın ortak değerlerini keşfettikleri bir hane haline geldi. 



hiçhane


kendi'mizi bir hane, hiçhane olarak tanımladıktan, pozisyonumuzu ve sınırlarımızı esnek bir şekilde, az biraz belirledikten sonra, gözlemlerimizi daha duru bir göz ile yapmaya başladık. Anadolu'nun tam ortasında, Konya'da, tasavvuf düşüncesinin merkezinde olmamızın üzerimizdeki etkilerini okuma yoluna gittik. Okumalarımızı,  evrensel insani değerler temeline oturttuğumuz, akıl eden gönlümüz ile yapmaya özen gösterdik. Bulunduğumuz yerin fiziksel, biyolojik ve sosyolojik çevre yapısını, yani ekolojisini incelerken, bu çevresel unsurların sadece biz insanların değil, organik özellikler taşıyan yapıların, yani hiçhane'nin de üzerinde yadsınamaz tesirleri olduğunu farkettik. hiçhane ve bünyesinde toplanmış insanlar olarak, ancak içinde bulunduğumuz ekolojinin izin verdiği ölçüde bilebileceğimizi, bildiklerimizin bize izin verdiği ölçüde gelişebileceğimizi, gelişimimizin de izin verdiği ölçüde dönüşebileceğimizi ve yine ancak bu sürecin sonunda ekolojimizi geri besleyebileceğimizi iyice kavradık. Hayatın özünü oluşturan bu devinimin bir merkezi olmalıydı. Ve biz hiçhane olarak bu merkeze, kıymetli olana, hakettiği kıymeti en etik şekilde verebilecek olan insan'ı koymaya karar verdik.